Türkiye’nin Çınarları – Neyzen ve ebru sanatçısı Sadrettin Özçimi: “Kendisini arayan insan doğruyu buluyor”

Klasik ney üslubunun ve Türk ebrusunun önemli temsilcilerinden neyzen ve ebru sanatçısı Sadrettin Özçimi, “Şuurlu olan, kültürünün farkında olan gençlik kendisini geliştirirken, o popüler kültür baskısı altındaki gençlik de tatminsizlikten bu tarafa gelecek zaten. Orada bir gün çünkü gıda bitecek. Onun için kendisini aramaya başlayacak, kendisini arayan insanın da birçoğu doğruyu buluyor zaten. Yeter ki aramaya başlasın kendi cevherindekini.” dedi.

Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, bu kapsamda neyzen ve ebru sanatçısı Sadrettin Özçimi’nin İstanbul’daki sanat atölyesine misafir oldu.

Konya’da 1955’te dünyaya gelen Özçimi, hem musiki kültürü hem de Anadolu’nun tasavvufi kültürü adına çok şanslı bir ailenin içinde doğduğunu dile getirdi.

Sanatçı, musiki aşkına dikkati çektiği babası Fevzi Özçimi’nin Sadettin Kaynak ve Münir Dede’nin talebesi olduğunu ifade etti.

Neyzen Halil Can’ın babasına hediye ettiği mansur ney ile ney üflemeye başladığının altını çizen Özçimi, “16 yaşlarında falandım, babam elime ney tutuşturdu. 18 yaşlarındayken rahmetli neyzen Arif Biçer Konya’ya öğretmen olarak gelmişti. Biz onunla iki yıl kadar çalıştık. O sonra tekrar Ankara’ya döndü. O iki yılda, ben Arif Hocam sayesinde çok yol kat ettim. 1971’de Konya’da yapılagelen Mevlana ihtifallerine (anma töreni), en yeni neyzen olarak katıldım. O tarihten itibaren Aka Gündüz Kutbay ile İstanbul’dan gelen bütün mutribanla tanışmış oldum.” ifadelerini kullandı.

Nota okumayı babasından öğrendiğini aktaran sanatçı, çocukluk yıllarında evlerinde sürekli musiki dinlenildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“İhtifallere her sene iştirak ediyordum. Aka Gündüz Kutbay Hocam ile samimiyetimiz ilerledi. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuvarı, cumhuriyet tarihinin ilk Türk müziği konservatuvarıydı. Konya’da bundan benim haberdar olmam, o günün iletişim şartlarında çok zordu. Rahmetli Aka Gündüz Kutbay Hocamız babamın telefonuna ulaşmış. Onun haber etmesiyle kendimi İstanbul’da buldum. 1976’da konservatuvara geldim, 1980’e kadar burada eğitim gördüm. Konservatuvar yıllarının ikincisiydi zannediyorum, Nevzat Atlığ’ın kurduğu cumhuriyet tarihinin ilk Türk musikisi korosuna bir saz ihtiyacı hasıl olmuştu. Rahmetli Necdet Yaşar haberdar etti. Geldim, sınavlarına girdim. Hem okudum hem de klasik koroda çalışmış oldum.”

“Konser bitirince kulise geçtik ama arkamızdan bir ordu geliyordu”

Sanatçı Sadrettin Özçimi, 1980’li yıllarda çeşitli davetler üzerine yurt dışında da konserler verdiklerini söyleyerek, “UNESCO, Necdet Yaşar Ağabeyi, önce Güney Kore’de, sonra İngiltere’de bir üniversitede yaptıkları bir uluslararası musiki konferansına davet etti. Necdet Ağabey, bir ney bir de tambur ile gitmeyi düşünmüş. Sağ olsun beni yanına aldı ve ilk olarak Güney Kore’ye gittik. 1980’li yıllarda Güney Kore’de Türk bulmanız pek mümkün değildi. İki konser yaptık orada.” şeklinde konuştu.

Güney Kore’deki konserin ilginç anılara sahne olduğunun altını çizen Özçimi, orada yaşadığı bir hatırayı şöyle anlattı:

“Konserimizi hıncahınç dolu bir salonda yaptık. Tabii öncesinde milli ve manevi gayretimizi arttıran hadiseler oldu. Bizim gittiğimizden oradaki konsolosluğun haberi vardı. Bir ararlar, sorarlar belki diye ümit ediyoruz ama ne arayan ne soran var. Otelden biz aradık konsolosluğu. Zar zor büyükelçiyi bağladılar ama daha ‘Merhaba’ demeden, ‘Siz kimsiniz, nereden çıktınız?, Sizi gönderen hangi akıl?’ gibi bizi rencide edici sorular sordu. Biz bu duruma çok içerledik tabii. Biz bununla bayağı bir dolmuş olduk. Konserimiz de o yüzden çok farklı bir seviyeye çıktı. Çünkü bir ney bir tambur… Çok şükür ki Necdet Ağabey çok büyük bir sanatkardı. Ben de ona ayak uydurmaya çalıştım. Konser anında ağlayanlar oldu, şaşırdık. Konser bitirince kulise geçtik ama arkamızdan bir ordu geliyordu. Bütün salon soyunma odasına geldi. Acayip bir izdiham vardı. Büyükelçinin hanımı da geldi. Kendiliğinden anlatmaya başladı, ‘Bu ağlayanlar kimdi biliyor musunuz?’ dedi. ‘Hayır bilmiyoruz’ diye cevap verdik.

Büyükelçi protokol olarak davet edilmiş. Hazırlığını yapmış ama o sırada 3-4 Amerikalı dostu ziyarete gelmiş. Büyükelçi Amerikalılara ‘Benim şöyle bir zorunluluğum var, gideyim, orada bir görüneyim de geleyim.’ dediğinde, Amerikalılar ‘Biz zaten sizin milletin musikisini merak ediyoruz. Bizi de götür.’ demiş. ‘Sıkılır, uyursunuz.’ demesine rağmen Amerikalıların ısrarı galebe çalmış ve konsere gelmişler. Meğerse o ağlayanlar da Amerikalılarmış. Bunu büyükelçinin hanımı anlattı. İnanın abartmıyorum. O kulisten otele Necdet Ağabey’le bizi sırtlarına alıp götürdüler. İçlerinde büyükelçi ve eşinden başka bir tane Türk yok. Biz böyle bir şeye bir daha rastlamadık. Aşağı yukarı işte 50 yıldır ben musikinin içindeyim. Gitmediğimiz dünya ülkesi, yapmadığımız konser kalmadı ama böyle bir şeye rastlamadık. Cenabıhak orada büyükelçinin bize karşı olan ilgisizliğinden ötürü gönlümüzü aldı sanki.”

“Niyazi Hocama neye ilk başladığımdan itibaren neredeyse müptela idim”

Usta neyzen, popüler kültürün tesiri olsa bile Batılıların küçük yaşlardan itibaren klasik müzik terbiyesiyle büyüdüğüne işaret ederek, popüler kültürün Batı kültürüne etkisinin Türk kültürüne etkisi gibi olmadığının altını çizdi.

Diğer toplumların klasik Türk müziğine büyük ilgisi olduğuna vurgu yapan sanatçı, “Maddi bir şey gözetmeden kendi musikisini yurt dışındaki diğer insanlara duyurmanın gayretiyle geldik bunca zaman. Bu meyanda Mevlevi ayinlerinin çok büyük tesiri oldu. Tabii bir de görsel hadise olunca çok fazla dikkat çekiyordu. Ayrıca Mevlana Hazretleri’nin söylemleri, öğütleri dünya tarafından istifade edilmeye çalışılan bir kültür hazinemizdir.” diye konuştu.

Sanatçı Özçimi, babasının kayıt ettiği taş plaklardan ney taksimlerini dinleyerek Neyzen Niyazi Sayın’ı tanıdığını aktararak, şu bilgileri verdi:

“Benim ihtifallerde neyzen olarak başladığım zamanda Niyazi Hocam Konya’ya gelmemeye başlamış. Aka Gündüz Kutbay Hocamız geliyordu. Onun geliyor olması bize büyük avantaj olmuş oldu. Fakat benim aklım Niyazi Hoca’da takılıydı hep. Ancak konservatuvara davet eden Aka Gündüz Kutbay Hocamızdı. Dolayısıyla ney talebesi olarak da beni arzu etti. Kutbay Hocamı sevmemek, beğenmemek filan adına değil haşa. Fakat gönlüm Niyazi Sayın’da yatarken ben Aka Gündüz Hocamızın talebesi oldum. Rahmetli çok mert bir insandı. Bu yönden kıskançlıkları filan da yoktu. Hiçbir zaman Niyazi Hoca’ya olan muhabbetim yüzünden bana herhangi bir şekilde davranmadı. Konservatuvar yıllarında neredeyse haftanın 3-4 günü onun atölyesinde sabahlardık. Vakit buldukça bir yandan da Niyazi Hocamın derslerine giriyordum. Aka Gündüz Hocamın vefatından sonra da her hafta çarşamba günü Niyazi Sayın’la beraber olduk. Niyazi Hocama neye ilk başladığımdan itibaren neredeyse müptela idim. Dolayısıyla onun tavrını gayriihtiyari benimsemeyi tercih ettim. Ne kadar o tavrı ortaya koyabildik, onu Allah bilir ama bizim önderimiz, pirimiz Niyazi Sayın Hocamız.”

Niyazi Sayın’ın tavsiyesiyle diğer klasik sanatlara da yöneldiğini söyleyen Özçimi, önce Sayın’dan tespih yapımını, sonra ise Alparslan Babaoğlu’ndan ebru sanatını öğrendiğini ifade etti.

“Kendisini arayan insanın birçoğu doğruyu buluyor”

Özçimi, 2020’de Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’ndaki neyzenlik vazifesinden emekli olduğunu dile getirdi.

Emekliliğin ardından Üsküdar’daki Andelib Kahve Özçimi Sanat Atölyesi’nde eğitim verdiğini sözlerine ekleyen sanatçı, şöyle devam etti:

“Şimdilerde hem ebru hem de ney hususunda taliplere bir şeyler öğretmeye çalışıyorum. Son birkaç yıldır yine tespihe ağırlık vermeye başladım. Düzgün tespih yapmaya çalışıyorum. Bir de evlatlarla bir araya gelerek ‘Bir yer ayağa kaldıralım. İçinde hem kültürümüz hem geleneksel sanatlarımız hem de bir köşesinde kahve kültürü olsun dedik. Andelib Kahve’yi açtık 3 yıl kadar önce. Şu anda zar zor da olsa bir şekilde ayakta durmaya çalışıyor. Toplam 15 branşta 220’ye yakın talebemiz var. Onlar gelip gidiyor. Buradan gelip geçiyoruz. Ben bunun şükründen acizim, o günün şartında neyi hayal ettiysek Cenabıhak bugüne kadar hep lütfetti bizlere. Türkiye gibi Müslüman bir ülkede doğmuş olmamız bile lütufların en büyüğü. Şu anda müthiş bir hazinenin üzerinde oturduğumuz ama farkında olmadığımız bir kültürümüz var. Hem manevi hem dünyevi kültürümüz…”

Sanatçı Sadrettin Özçimi, kendisini yetiştirmek isteyen gençlere yönelik tavsiyelerde de bulunarak, “Bugün konservatuvarların çok büyük şeyler başardığı kanaatinde değilim. Müzisyen konservatuvarda değil de konservatuvarın dışında yetişiyor. Ben gençlikten ümitsiz değilim. Gençliğimizin popüler kültürün baskısı altında bize ait olmayan bir hayat tarzını benimseyenleri, hakikaten azımsanmayacak derecede fazla belki ama tam onun karşısında, işin şuurunda, farkında olan gençler de çok fazla. Şuurlu, kültürünün farkında olan gençlik kendisini geliştirirken, o popüler kültür baskısı altındaki gençlik de tatminsizlikten bu tarafa gelecek zaten. Çünkü bir gün orada gıda bitecek. Onun için kendisini aramaya başlayacak. Kendisini arayan insanın da birçoğu doğruyu buluyor zaten. Yeter ki aramaya başlasın kendi cevherindekini.” ifadelerini kullandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir